okuyun dinliyorum,,,,,
- Merhaba, Ben ALİHAN
- alihan 3
- alihan 4
- alihan 5
- alihan6
- Ziyaretçi Defteri Guestbook and C box
ziyaretçi sayacı
okuyun dinliyorum,,,,,
ziyaretçi sayacı
6. BÖLÜM
< namespace="" prefix="o" ns="urn:schemas-microsoft-com:office:office" xml="true">
Ah, küçük prens! O küçük gezegendeki mutsuz yaşamını yavaş yavaş anlamaya başlamıştım. Uzun bir süre için, tek eğlencen güneşin batışını izlemek olmuştu. Bunu tanışmamızın dördüncü sabahında öğrenmiştim. Bana, “ Güneşin batışını izlemeyi çok severim. Haydi gidip izleyelim “ demiştin.
“Ama beklememiz gerekiyor...”
“Neyi? “
“ Güneşin batmasını.”
Bu sözlerime başlangıçta çok şaşırmıştın. Ama sonra kendi kendine gülerek, “ Kendimi hala evimde sanıyorum galiba “ demiştin.
Gerçekten de öyleydi. Herkesin bildiği gibi, Amerika’da güneş tam tepedeyken Fransa’da batmaktadır. Öğle vakti güneşin batışını izlemek isteyen bir Amerikalının, bir dakika içinde Fransa’da olması gerekir. Ne yazık ki bu da pek mümkün değildir. Ama senin minik gezegeninde, yapman gereken tek şey sandalyeni bir iki adım ilerletmek. Orada istediğin zaman güneşin batışını izleyebilirsin sen.
Bir keresinde güneşin batışını tam kırk dört kez izlediğini anlatmıştın bana. Sonra da şöyle demiştin: “ Bilirsin, insan çok mutsuz olduğu zamanlarda güneşin batışını izlemeyi sever.”
“ Peki sen mutsuz muydun? “ diye sormuş, ama yanıt alamamıştım senden.
7. BÖLÜM
Beşinci gün, küçük prensin yaşamıyla ilgili yeni bir sırrı daha keşfettim. Bu yine çizdiğim koyun sayesinde olmuştu. Sanki bu konuyu uzun süre düşünüp taşınmış gibi, aniden bana “ Koyunlar çalıları yiyorlar, peki çiçekleri de yerler mi? “ diye sordu.
“ Önlerine gelen her şeyi yerler. “
“ Dikenli çiçekleri de mi? “
“ Evet, dikenli çiçekleri de.”
“O halde dikenler...Dikenler ne işe yarar? “
Bunun cevabını bilmiyordum. Uçağın motorunda sıkışıp kalmış bir cıvatayı sökmekle meşguldüm. Uçağın bozulması canımı giderek daha fazla sıkmaya başlamıştı. İçme suyum hızla azalıyordu ve ben durumun daha da kötüleşmesinden korkmaya başlamıştım.
“ Dikenler diyordum...Ne işe yararlar? “ diye sordu yine.
Küçük prens, sorduğu sorunun cevabını almadıkça sormaktan vazgeçmiyordu. Bense cıvatayı sökmekle meşguldüm ve aklıma gelen ilk şeyi söyleyiverdim: “ Dikenler hiçbir işe yaramaz. Çiçekler onları sırf kızgınlıktan taşırlar.”
“ Ah, demek öyle! “
Sonra kısa bir sessizlik oldu ve ardından, biraz da kırgın bir sesle “ Sana inanmıyorum. Çiçekler narin yaratıklardır. Saftırlar. Dikenlerinin korkunç olduğunu düşünürler “ dedi.
Cevap vermedim. O sırada kendi kendime şöyle diyordum: “ Eğer bu cıvata yerinden çıkmamakta inat ederse, onu çekiçle çıkaracağım.”
Ama küçük prens yine araya girdi : “Yani sen gerçekten çiçeklerin o dikenleri kızgınlıktan taşıdıklarına mı inanıyorsun?”
“Hayır, hiçbir şeye inanmıyorum ben. Öylesine söyledim. Şu anda önemli bir işim var. “
Hayretler içinde kalmıştı küçük prens.
“ Önemli bir iş mi? “
Beni elimde çekiç, parmaklarım motorun yağından simsiyah olmuş bir halde o çirkin şeyin ( yani uçağımın ) üzerine eğilmiş gören küçük dostum:
“İşte şimdi tam da büyükler gibi konuştun “ dedi.
Kendimden biraz utanmıştım.
“Her şeyi karıştırıyorsunuz, karmakarışık ediyorsunuz “ dedi sonra. Gerçekten kızmıştı. Altın sarısı buklelerini sağa sola sallayarak : “ Kırmızı suratlı bir adamın yaşadığı bir gezegen biliyorum. Adam hiç çiçek koklamamış. Hiç yıldızlara bakmamış. Hiç kimseyi sevmemiş. Bütün vaktini şemalar yaparak geçirmiş. Ve bütün gün “ Önemli işlerim var. Önemli işlerim var. “ deyip dururdu. Bundan büyük bir gurur duyardı. Ama o bir insan değil, bir mantar o ! “
“ Bir ne? “
“ Bir mantar! “
Küçük prens şimdi öfkeden sapsarı kesilmişti.
“ Milyonlarca yıldır çiçeklerin dikenleri var. Ve milyonlarca yıldır koyunlar çiçekleri yiyorlar. Çiçeklerin hiçbir işlerine yaramayan dikenleri neden büyüttüklerini anlamaya çalışmak gereksiz bir şey mi? Çiçekler ve koyunlar arasındaki savaş önemsiz mi? O kırmızı suratlı beyefendinin şemalarından daha ciddi ve daha önemli değil mi bunlar? Ve evrende başka hiçbir gezegende yetişmediğini bildiğim bir çiçeğim varsa ve küçük bir koyun onu bir sabah, ben fark etmeden, tek bir ısırıkta yok ederse, bu önemsiz bir şey midir? “
Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Konuşmasını sürdürdü: “ Eğer bir insan milyonlarca yıldızın arasındaki tek bir gezegende yetişen bir çiçeği severse, bu onu mutlu etmeye yetecektir. Çünkü yıldızlara baktığında ‘ Benim çiçeğim oralarda bir yerlerde ‘ diyebilir. Ama bu koyun çiçeğini yerse, o zaman bütün yıldızlar aniden kararmış gibi gelir ona. Ve sen bunun önemli olmadığını düşünüyorsun! “
Daha fazla konuşamamıştı, çünkü gözyaşlarına boğulmuştu.
Akşam olmuştu. Takımları bir kenara bırakmıştım. Herhalde çekicim, cıvatam, susuzluğum ve ölümüm bana şu an olduğundan daha önemsiz gelemezdi. Milyonlarca yıldızın arasında, bir gezegende, benim gezegenimde, rahatlatmam gereken bir küçük prens vardı! On kollarıma aldım ve yavaşça salladım. “ Çiçeğin için hiçbir tehlike yok. Koyununa bir ağızlık çizeceğim... Çiçeğin için bir çit çizeceğim... Ben... Ben...” Ona nasıl ulaşacağımı, onu nasıl rahatlatacağımı bilemiyordum. Bu gözyaşı seli öyle tuhaftı ki...
8. BÖLÜM
Çok geçmeden küçük prensin çiçeğini daha yakından tanıdım.
Gezegeninde daima başka çiçekler olmuştu. Ama basit çiçeklerdi bunlar ve sabahleyin ortaya çıkar, akşam olunca gözden kaybolurlardı. Pek az yer kaplarlardı, kimseye zararları yoktu. Derken bir gün, nereden geldiği bilinmeyen bir tohum, diğerlerinden çok farklı bir filiz verdi. Küçük prens önce onu yeni bir tür baobap sandı. Bu yüzden de büyümesini yakından takip etti. Ama bir süre sonra bitki uzamayı bıraktı ve tomurcuklanmaya başladı. Kocaman bir tomurcuktu bu. Tomurcuğun yeşil zarının altında olağanüstü güzellikte bir çiçeğin gelişmekte olduğunu hissediyordu küçük prens. Çiçek tüm renklerini özenle seçiyor, taç yapraklarını tek tek düzenliyor, kusursuz bir giysi meydana getirmek için hazırlıklarını yavaş yavaş tamamlıyordu. Gelincikler gibi buruşuk olmak istemiyordu. Onun istediği, güzelliğinin zaferiyle ortaya çıkmaktı. Gerçekten de çok kibirliydi. Bu gizemli hazırlıklar günlerce sürdü. Derken bir sabah, güneşin doğuşuyla birlikte çıktı ortaya.
Bunca sıkı ve özenli çalışmanın ardından önce bir esnedi. “ Ah, affedersin. Henüz tam uyanamadım. Saçım başım darmadağınık “ dedi.
Ama küçük prens onun güzelliği karşısında duyduğu hayranlığı gizleyemedi. “ Ah, ne kadar da güzelsin! “
“ Öyleyim değil mi? “dedi çiçek kibarca, “ güneşle aynı günde doğdum.”
Evet, pek de mütevazı sayılmazdı doğrusu, ama öyle büyüleyiciydi ki!
“ Kahvaltı vaktim geldi sanırım, acaba ihtiyaçlarımı karşılayabilir misin? “
Küçük prens düşüncesizliğinden ötürü çok utanmış, hemen koşup bir teneke su getirmişti. Böylece, bu kibirli çiçeğin eziyetleri başlamış oluyordu.
Örneğin bir gün, dört küçük dikenine güvenerek “ Bırak da gelsin şu kaplanlar, onların pençelerinden korkmuyorum “ demişti.
“ Ama benim gezegenimde hiç kaplan yok ki! Üstelik kaplanlar ot yemezler. “
“ Ama ben bir ot değilim “ demişti çiçek tatlı bir sesle.
“ Ah, lütfen bağışla. “
“Kaplanlardan korkmam ama, rüzgardan nefret ederim. Benim için bir korunak bulabilir misin acaba?"
“Hava akımı çiçekler için korkunç bir şey olmalı. “diye düşündü küçük prens. “Bu çiçek gerçekten de çok karmaşık bir yaratık."
“ Akşama beni cam bir korunakla kapatmanı istiyorum. Burası çok soğuk bir yer. Ve oldukça da rahatsız. Benim geldiğim yerde...”
Aniden susmuştu çiçek. Ama artık çok geçti. Geldiğinde sadece bir tohumdu. Başka dünyalar hakkında bir şey bilmesine olanak yoktu. Böyle kolay keşfedilecek bir yalana başlarken yakalandığı için canı sıkılmıştı. Küçük prensin kafasını karıştırmak için öksürmeye başladı.
“ Korunağım nerede? “ dedi sonra.
“ Getirecektim, ama benimle konuşuyordun.”
Küçük prensi utandırmak için biraz daha öksürdü çiçek. Ona olan sevgisine ve iyi niyetine rağmen, artık küçük prens çiçekten şüphelenmeye başlamıştı. Onun anlamsız sözlerini ciddiye almıştı. Sonra da çok mutsuz olmuştu.
Bir gün bana:”Onu hiç dinlememeliydim“ dedi. “İnsan çiçeklere asla inanmamalı. Sadece onları seyretmeli, koklamalı. Benimkinin kokusu gezegenimin her yerine yayılmıştı, ama ben onu nasıl mutlu edeceğimi bilemedim. Şu kaplan hikayesi de beni çok öfkelendirmişti.“
İçini dökmeye devam etti küçük prens.
“O zamanlar hiçbir şeye aklım ermiyordu. Konuşulanlara değil, yapılanlara önem vermeliydim. O güzel kokusu ve ışıltısı bana iyi gelmişti. Onu hiç terk etmemeliydim. Bana oynadığı oyunlara rağmen yumuşak bir kalbi olduğunu anlamalıydım. Çiçekler çok tutarsız oluyorlar. Ama bak, ben de onu nasıl seveceğimi bilememiştim. O zamanlar çok deneyimsizdim
9. BÖLÜM
Oradan kaçabilmek için sanırım vahşi kuşların göç etmelerinden faydalandı küçük prens. O sabah gezegenini bir güzel düzenledi. Aktif yanardağlarını özenle süpürdü. İki tane aktif yanardağı vardı. Sabah kahvaltısını bunların üzerinde ısıtırdı. Ayrıca bir de sönmüş yanardağı vardı. Ama ne olur ne olmaz diye onu da temizledi. Söylediğine göre, düzenli olarak süpürüldüklerinde yanardağlar hafif hafif yanarlarmış Hiç patlama olmazmış. Yanardağ patlamaları da baca yangınlarına benzer. Temizlenmezlerse felakete neden olabilirler. Tabii biz, dünyamızdaki yanardağları temizlemek için çok fazla küçük kalıyoruz. Bu yüzden de, patladıklarında büyük zararlar meydana geliyor.
Küçük prens hiçbir üzüntü hissetmeksizin, son baobap filizlerini de söktü. Bir daha hiç geri dönmeyeceğine inanıyordu. Ama o sabah son kez yaptığı bu günlük işler ona öyle güzel gelmişti ki... Ve nihayet çiçeğini sulayıp korunağını üzerine yerleştirmeye hazırlanırken, ağlayacak gibi oldu.
"Elveda" dedi çiçeğe. Ama çiçek cevap vermedi.
“Elveda“ dedi tekrar. Çiçek öksürdü. Ama üşüdüğü için öksürmemişti bu kez.
“Aptalca davrandım“ diye fısıldadı sonunda. “Lütfen beni affet. Mutlu olmaya çalış.“
Oysa küçük prens çiçeğin sitem edeceğini sanıyordu. Şaşırmıştı. Elinde çiçeğin korunağı, öylece kalakalmıştı orada. Bu davranışına bir anlam veremiyordu.
Çiçek: “Seni elbette seviyorum“ dedi. “Eğer bunu anlayamadıysan, suç bende. Ama sen de en az benim kadar aptalca davrandın. Neyse, mutlu ol. O korunağı da bırak elinden, artık onu istemiyorum.”
“Ama rüzgar...”
“O kadar da hasta değilim. Gecenin derinliği bana iyi gelecektir. Bir çiçek olduğumu unutma.“
“Ama hayvanlar...”
“Eğer kelebekleri görmek istersem, birkaç tırtılla iti geçinmem gerekecek. Eğer bunu yapmazsam, hiç arkadaşım olmaz. Sen uzaklarda olacaksın. Hayvanlara gelince, onlardan korkmuyorum. Benim de pençelerim var “ diyerek dört küçük dikenini gösterdi. Sonra da “ Böyle oyalanma, sinirlerim bozuluyor. Gitmeye karar verdin, o halde git“ dedi. Ağladığının görülmesini istememişti. Çok gururlu bir çiçekti.
10. BÖLÜM
Küçük prens kendisini komşu asteroitlerin arasında buldu. Bu asteroitlerin numaraları 325, 326, 327, 328, 329, ve 330’du. Kendisine bir meşgale bulabilmek ve bilgisini artırmak için sırayla onları ziyaret ermeye karar verdi.
İlk asteroitte bir kral yaşıyordu. Mor kumaştan yapılmış giysisiyle tahtında otururken, oldukça haşmetli görünüyordu.
Küçük prensi görünce: “ Ah, işte halkımın bir üyesi “ dedi.
“ Beni daha önce hiç görmediği halde kim olduğumu nereden bilebiliyor? “ diye düşündü küçük prens.
Kralların dünyayı çok basit bir gözle algıladıklarını bilmiyordu. Krallara göre bütün insanlar, onların emirleri altında bulunan kimselerdi. “ Biraz daha yakına gel de seni iyice göreyim “ dedi kral. Nihayet emir verecek birini bulduğu için, oldukça kibirlenmişti.
Küçük prens oturabileceği bir sandalye bulmak için çevresine bakındı, ama kralın kürkü bütün gezegeni kaplamıştı. Bu yüzden ayakta kaldı ve yorgun olduğu için de esnedi.
“ Kralın karşısında esmemek görgü kurallarına aykırıdır, esnemeni yasaklıyorum “ dedi kral.
“ Ama buna engel olamıyorum “ dedi küçük prens şaşkınlıkla. “ Uzun bir yoldan geldim ve hiç uyumadım.”
“ O halde esnemeni emrediyorum “ dedi kral, “ yıllardır esneyen birini görmedim. İnsanların nasıl esnediğini merak ediyorum. Haydi şimdi yeniden esne. Bu bir emirdir.”
Küçük prens kıpkırmızı olmuştu. “ Beni korkutuyorsunuz. Artık esneyebileceğimi sanmıyorum “ dedi.
“ Demek öyle. O halde arada bir esnemeni- arada bir de...”
Sözünü tamamlayamadı, çünkü kızgınlıktan öksürmeye başladı. Otoritesine çok önem veriyordu anlaşılan. Emirlerine karşı gelinmesine hiç tahammülü yoktu. Ama aslında iyi bir kraldı. Bu yüzden de emir verirken insaflı davranıyordu.
“ Bir generale martıya dönüşmesini emredersem ve general bu emre uymazsa suç onun değildir. İmkansız bir şeyi yapmasını istediğim için, suç benimdir.” dedi.
Biraz utanarak “ Oturabilir miyim? “ dedi küçük prens. Kürkünün eteklerini haşmetle toparlayan kral : Oturmanı emrediyorum “ diye yanıtladı.
Ama gezegen bomboştu. Bu kral kimi yönetiyordu? Küçük prens şaşkındı.
“ Efendim, “ dedi, “ lütfen size bir soru sormama izin verin.”
“ Sorunu sormanı emrediyorum “ dedi kral çabucak.
“ Efendim, burada kimi yönetiyorsunuz acaba? “
“ Her şeyi. “
“ Her şeyi mi? “
Kral eliyle kendi gezegenini, diğer gezegenleri ve yıldızları işaret etti.
“ Hepsini mi? “ diye sordu küçük prens.
“ Hepsini.”
Anlaşılan kendisi evrensel bir kraldı.
“ Peki yıldızlar emirlerinize boyun eğiyor mu? “
“ Elbette. Emirlerimi derhal uygularlar. Karşı gelinmesine tahammül edemem. “
Bu güç karşısında şaşırmadan edemedi küçük prens. Eğer bu güce kendisi sahip olsaydı, sandalyesin bile kıpırdatmadan aynı gün içinde yermiş iki, hatta yüz günbatımını birden izlerdi.
Terk ettiği küçük gezegenini hatırlayınca, birden kendini mutsuz hissetti küçük prens. Cesaretini toplayarak kraldan bir ricada bulundu.
“ Gün batımını izlemek isterdim. Lütfen bana bu iyiliği yapın. Güneşe batmasını emredin. “
“ Eğer bir generale kelebek gibi çiçekten çiçeğe uçmasını, ya da bir trajedi yazmasını, veya kendisini bir martıya dönüştürmesini emretseydim ve general emrime uymasaydı, suç kimin olurdu? “
“ Sizin.”
“ Kesinlikle. Emirler, yerine getirilebilir şeyler olmalıdır. Otoritenin temeli mantıktır. İnsanlara kendilerini denize atmalarını emretmek, bir devrime yol açmak demektir. Ben emirlerime uyulmasını isterim. Buna hakkım var, çünkü mantıklı emirler veririm.”
“ Gün batımı ne olacak? “ deye sordu küçük prens. Biliyorsunuz, sorduğu sorunun yanıtını almadıkça sormaktan asla vazgeçmezdi. “ Gün batımını izleyeceksin, bu emri vereceğim. Ama bilimsel yönetmeliklere göte, koşulların uygun olacağı zamanı beklemek zorundayım.”
“ Peki bu ne zaman olacak? “
“ Hımm. Yaklaşık sekize yirmi kala civarında. Sen de emirlerime nasıl uyulduğunu görmüş olacaksın. “
Esnedi küçük prens. Gün batımını beklemek zorunda kaldığı için biraz canı sıkılmıştı.
“ Burada yapacak hiçbir şeyim yok. Bu yüzden yoluma devam edeceğim.”
Emredebileceği birini bulmuşken kaçırmak istemeyen kral:
“ Gitme, seni bakan yapacağım “ dedi.
“ Ne bakanı? “
“ A... Adalet bakanı! “
“ Ama burada yargılayacak hiç kimse yok ki! “
“ Bunu henüz bilmiyoruz. Krallığımı tam olarak gezmiş değilim. Yaşlı olduğum için yürümek beni yoruyor. Arabaya binmek istesem, burada araba için yer yok.”
“ Ama ben gezegende hiç kimse olmadığını biliyorum “ dedi küçük prens. Bir yandan da emin olmak için başını eğdi ve gezegenin diğer tarafına göz attı.
“ O halde sen de kendini yargılarsın “ diye yanıtladı kral. “ Kendini yargılamak diğer insanları yargılamaktan çok daha zordur. Kendini gerektiği gibi yargılayabilirsen, çok adilsin demektir. “
“ Eğer kendimi yargılayacaksam, bunu her yerde yapabilirim “ dedi küçük prens, “ burada kalmama gerek yok. “
“ Hımm, “ dedi kral, “ eğer yanılmıyorsam gezegenin bir yerlerinde yaşlı bir fare olacak. Geceleri tıkırtılarını duyuyorum. Onu yargılarsın. Arada bir onu ölüm cezasına çarptırırsın, böylece hayatı senin ellerinde olur. Ama her seferinde onu affetmelisin. Çünkü yargılayabileceğin tek kişi o. “
“ Ben hiç kimseyi ölüm cezasına çarptırmak istemiyorum ve sanırım kendi yoluma devam edeceğim. “
“ Olmaz! “ dedi kral.
Küçük prens kararını vermişti, ama yaşlı kralı incitmeyi de hiç istemiyordu.
“ Sayın kralım, eğer emirlerinize derhal uyulmasını istiyorsanız, o halde uygulanabilir emirler vermelisiniz. Örneğin, bir an önce gitmemi emredebilirsiniz. Bence koşullar buna çok uygun.”
Kral hiçbir şey söylemeyince, küçük prens bir an tereddüt etti, sonra oradan ayrıldı.
Kral arkasından :” Seni büyükelçi yapacağım! Diye seslendi. Ses tonundaki otorite duyulmaya değerdi doğrusu...
Küçük prens : “ Şu büyükler çok tuhaf “ dedi kendi kendine ve yoluna devam etti.
Kitabin devami için lütfen alihan3 linkine basiniz.
LİNKLER
MERHABABEN Alihan page1
alihan3 page 3
alihan 4page 4
alihan 5 page 5
alihan 6 page 6
Ziyaretçi Defteri guestbook







